3 Mart 1924
Tevhid-i Tedrisat Kanunu
Ülkedeki bütün okullar Maarif Vekâleti'ne bağlandı; eğitimde birlik sağlandı.
1881 – 1938
“Ne mutlu Türk'üm diyene!”
Selanik'ten Anıtkabir'e, bir milletin yeniden doğuşuna adanmış 57 yıl.
1881
Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım'ın oğlu olarak Selanik'te dünyaya geldi.
1905
Harp Akademisi'ni bitirerek kurmay yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı.
1911
Trablusgarp Savaşı'nda Tobruk ve Derne cephelerinde gönüllü olarak savaştı.
1915
Anafartalar'da kazandığı zaferle "Çanakkale geçilmez" destanının komutanlarından biri oldu.
1919
19 Mayıs'ta Samsun'a çıkarak Millî Mücadele'yi başlattı; Amasya, Erzurum ve Sivas ile bağımsızlık yolu çizildi.
1920
23 Nisan'da Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara'da açıldı ve meclis başkanlığına seçildi.
1922
26 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile zaferle sonuçlandı.
1923
24 Temmuz'da Lozan Antlaşması imzalandı; 29 Ekim'de Cumhuriyet ilan edildi ve ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
1927
Millî Mücadele'yi belgeleriyle anlatan Nutuk'u okudu ve Gençliğe Hitabe ile tamamladı.
1934
Soyadı Kanunu'nun ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine "Atatürk" soyadını verdi.
1938
İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Naaşı 1953'te Anıtkabir'e taşındı.
Mahalle mektebinden Harp Akademisi'ne uzanan eğitim yolculuğu.
Annesinin isteğiyle ilk eğitimine mahalle mektebinde başladı.
Babasının isteğiyle, çağdaş yöntemlerle eğitim veren Şemsi Efendi'nin okuluna geçti.
Matematik öğretmeni Mustafa Efendi, onu öğrencisinden ayırmak için adına "Kemal"i ekledi.
Edebiyata ve tarihe ilgisi bu yıllarda arttı; hitabet yeteneği gelişti.
Harp Okulu'nu 1902'de piyade teğmeni olarak bitirdi.
Harp Akademisi'ni 1905'te kurmay yüzbaşı olarak tamamladı.
"Başöğretmen" Atatürk'ün eğitimde birlik, okuma yazma seferberliği ve bilim kurumlarıyla attığı adımlar.
3 Mart 1924
Ülkedeki bütün okullar Maarif Vekâleti'ne bağlandı; eğitimde birlik sağlandı.
1 Kasım 1928
Yeni Türk harfleri kabul edildi; okuma yazma öğrenmek kolaylaştı.
24 Kasım 1928
Millet Mektepleri'nin başöğretmenliğini kabul etti. Bu gün bugün Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor.
1929
Yetişkinlere yeni harflerle okuma yazma öğreten Millet Mektepleri ülke genelinde açıldı.
1931
Türk tarihini bilimsel yöntemlerle araştırmak için Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu.
12 Temmuz 1932
Türkçenin zenginleştirilmesi ve korunması için Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu.
1933
Darülfünun kapatılarak çağdaş anlayışla İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1936
Ankara'da Türk dili, tarihi ve coğrafyası üzerine çalışacak fakülte açıldı.
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
Muallimler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.
Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder.
Bütün ümidim gençliktedir.
20 Ekim 1927, Ankara
Atatürk'ün Nutuk'un sonunda Türk gençliğine seslendiği, Cumhuriyet'in ve bağımsızlığın korunmasını gençliğe emanet ettiği hitabesidir.
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Kaynak: Nutuk (1927)
15–20 Ekim 1927, Ankara
Atatürk'ün Cumhuriyet Halk Fırkası II. Büyük Kongresi'nde altı gün boyunca okuduğu, 19 Mayıs 1919'dan Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan Millî Mücadele'yi belgeleriyle anlattığı büyük söylevidir. Gençliğe Hitabe ile sona erer.
1919 senesi Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım.
Nutuk bu cümleyle başlar ve Millî Mücadele'nin nasıl planlandığını, Kongreler dönemini, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışını, Kurtuluş Savaşı'nı, saltanatın kaldırılmasını ve Cumhuriyet'in ilanını belgeleriyle birlikte anlatır.
Kaynak: Nutuk (1927)
1933, Çekirge, Bursa
Atatürk'ün Bursa'da gençlere Cumhuriyet'i ve devrimleri koruma görevini hatırlattığı konuşmasıdır. Metin ilk kez 1947'de Rıza Ruşen Yücer'in hatıralarında yayımlanmıştır. "Memlekette parça parça, yer yer gençlik yoktur. Sadece ve toplu olarak Türk gençliği vardır."
Türk genci, devrimlerin ve Cumhuriyet'in sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve Cumhuriyet'in polisi değildir" diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek: "Demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek!"
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla itirazlarda bulunmakla birlikte bana, Başbakan'a ve Kamutay'a telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki: "Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."
İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!
Kaynak: Rıza Ruşen Yücer, Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra (1947)
Sınav stratejileri, yeni blog yazıları ve duyurular e-posta kutuna gelsin. İstediğin zaman tek tıkla çıkabilirsin.
Sitemizi geliştirmek için, onay verirsen ziyaret istatistiklerini ölçen Google Analytics çerezlerini kullanırız. Zorunlu çerezler her zaman çalışır. Ayrıntılar: Çerez Politikası.